Friday, February 15, 2008

Soğuk şehrin soluk ışığı olmak...

Zor... Boş sokaklar vardır gece olunca insanların terk ettiği; yalnız kalmışlardır artık. Bütün ses çekmiştir kendini yavaş yavaş saatler ilerledikçe. Uzakta bir sokak lambası, lambanın altında bir yavru kedi, pencereleri sıcak sarı ışık dolu evler, bir sürü hayata bir an olsun mekan olmuş sokak... Geçip giden yaşanan "anı" lara özlem besleyerek öylece gecenin koynunda karanlık artık. Sokak lambası sönüp, gün geri geldiğinde yine yeniden başlayacak herşey yine yeniden dolacak sokaklar. Bazende insanlar için olur gece tıpkı sokaklar gibi... Yaşarsınız, insanlar tanırsınız, yaşamlarında bir yerlerde bir kaç acı tatlı anıda ayak üstü rol alırsınız. Sonra bir gün çekilip şöyle bir uzaktan bakarsınız tüm bu oynadığınız roller başka başka seneryoların parçasıymış meğerse. Kaçırmışsınız esas oynayacağınız rolü; kendi baş rolünüzü... İzlediğim bir filmde "kendi hayatında baş rolü yakalayamamak" olarak tanımlanmıştı bu durum. Ne gariptir ki farkında olmadan olur bu hayatı akışında yaşarken ipleri fazla gevşek tutmak yüzünden... Tam da burda hisseder insan kendi rolünü oynaması gerektiğinde eli ayağına dolaşır. Seneryosunu kaybetmiştir çoktan; ne oynaması gerektiğini repliklerini hatırlamıyordur. Kayıp seneryonun kimliğini kaybetmeye yüz tutmuş baş rol oyuncusu olmaktır bu. Kayıp şehrin kayıp çocuğu olmak... Boş sokaktaki titrek lambanın altındaki yavru kedi olmak... Soğuk şehrin soluk ışığı olmak...