Geçmişi anılara, şimdiyi yelkovan ve akrebe, geleceği hayallere, hayalleri sahiplerine bırakmalı...
Sunday, January 28, 2007
RW // İzmir'de
Geçmişi anılara, şimdiyi yelkovan ve akrebe, geleceği hayallere, hayalleri sahiplerine bırakmalı...
Thursday, January 25, 2007
denizim, Pandoram, adalarım, anılarım...
CD kutumu kurcalarken üstü yazısız bir tanesi gözüme çarptı. Candan Erçetin'in yazın çıkan albümünden şarkılar var içinde. Hani şu yarısı yunanca yarısı türkçe olanlardan. Bir kaç parçayı dinledim... Ada sahillerinde bekliyorum...Bu yaz Yunanistan adalarına yaptığımız iki haftalık seyehat boyuca arka fonda hep bu CD çalmıştı. Sıkıldım sıkıldım diye sayıklasam da en hareketli geçen Yunanistan tatili olduğunu inkar edemem. Araba kiralayıp Samos adasının altını üstüne getirmiştik. Ne maceralar, ne anılar var bu yazki Yunanistan tatilinden aklımda...
Bir de şiir not almışım defterimin kenarına Kuşadası'ndan açılmamışken daha Pandoramız.
Bir gün bir "yıldız" çıkmış yola
Mavi gecenin koynunda.
Önce denizin beyaz elbiseler giydiği sahillere;
Sonra bir denizcinin dürbününe misafir...
Bir gün bir tekne çıkmış yola
Mavi denizin koynunda
Beyaz bordasını yalayarak geçmiş denizin beyaz etekleri.
Dürbünlü denizci bu teknede misafir...
Monday, January 22, 2007
gitmeler...
Hayatım boyunca hep hoşçakal dedim ben. Eşyalar çıkınca boş, soğuk, biçimsiz görünen odaya ağlamaklı baktım hep. Duvarlardaki tablolar kaldırılınca nasılda anlamsız gelir renkler. Perdesi olmayan camlar nasıl da bir an da çıplak kalıveririler... Bardak bardak, kadeh kadeh paketlendiğinde büyü bozulur ve vitrin cam kapaklı bir dolaptan ibaret kalır... Gazete kağıdının arasından bakan bir yansıma: ince çerçeveli ayna... Çekmecenin arkasına kaçmış not kağıdı... Garip ama mutluyum bir yandan da eşya toplarken. Toplayamadığım eşyalarıma sayıyorum. Toprağın benden aldıklarına... Bir kez daha çıkamadığım merdivenlere sayıyorum her yeni basamağı... Bir daha asla dokunamadığım beyaz kapaklı, kırmızı kulplu mobilyalarıma sayıyorum paketlenen her parçasını odamın.. Ve yine kitaplarıma çok iyi bakıyorum; parçam gibi sakladığım ama tekrar bakamadığım sayfalara sayıyorum. Artık hatıra defteri yazdırmıyorum. Öğrendim ben hatıralar yazılarak değil zihinlerde saklanırmış. Hikaye de yazmıyorum artık; bir defter dolusu hikayeyi toprağa hediye ettim ben. O kadar çok gittim ki gitmeler üzmüyor artık beni çok. İçimi burkuyor sadece... Gittim ben her yaşadığım evden, her bir parçamı birinde bıraktım. Delik delik içim, kalbim.. Öyle bir tanesi var ki o evde benliğimi, çocukluğumu, esas Melis'i bıraktım. Dönüşsüz gittim ben o evden herşeyimi bırakarak: kokumu, ilk oynadığım oyuncağımı, emeklediğim halıyı, diş perisiyle tanıştığım ilk dişimi, bir karışlık kıyafetlerimi, benim için yeni, eski ne kadar kavram varsa bıraktım kilitledim çıktım o evden. Bir valize ne sığarsa yazlık: hayaller, umutlar, eğnleceler, planlar, ciciler... Sadece onlar vardı yanımda. Avunuyorum şimdi hiç değilse sonraki gidişlerimde geriye dönüp bakma şansım var diye. Son kez bakmak bir şehre dikiz aynasından ve gittikçe küçülen evde bıraktığın minik bir geçmiş parçası... Hani koşar ya tabakta kalan yemek peşinden; tabağımda kaldı dönemediğim yollar, büyüdüğüm ev!..
Saturday, January 20, 2007
hele bi gel uzaklar sana gelirler...
Bulutların arasından sızmaya çalışan kış güneşi... Beyaz mavi gökyüzü... Arka fonda pinhani içinden geleni söyle kalırsa yazık olur diye sesleniyor "hele bi gel" şarkısından. Hele bi gel sen uzaklar sana gelirler... Hafif hafif bi enerji doluyor içime dinledikçe. Hele bi gel bütün dertler bitiverir... Bekle İzmir geliyorum; seninleyim evim, odam, sahilim, vapurum, beyaz martılarım, kırmızı bisikletim, mavi perdem, panjurumdan sızan ince ışık, bir sandalyelik balkonum, basmaktan huylandığım yeşil çimler, bahçedeki gül ağacı, köşedeki karanfiller, minik pembe abajurum, kitaplarım... Bana huzur veren herşey bekleyin geliyorum. Bir tutam hoşçakal Ankara... Pazartesi gece 22:50 uçağından söyleyeceğim bu sözü bir kez daha. Ve şubat geldiğinde sen bir kez daha karşılayacaksın beni; evim, şehrim sensin çünkü benim artık uzun bir süre. Misafirliğe gidiyorum ben İzmir'e... Hani salmıştım ya iplerini aklımın yenileriyle değiştirip geleceğim geriye; yeniden bağlamak için...
...
Sonbahar yağmurlarıyla yıkandım, kışın düşen pamuk karla serinlik, sakinlik kattım benliğime, henüz yaşamadığım ilkbaharın umutları var içimde, Yaz mı?.. hele bi bahar gelsin de...
Tuesday, January 09, 2007
kayboldum zihnimin yasaklı düğümlerinde...
Gece saat 02:03 şu anda. Ben hangi dakikaya hangi saniyeye misafirim bilmiyorum. Aklımın iplerini salalı epey oldu sanırım. Fonda Kenan Doğulu mırıldanıyor sessiz odada. Hangi harfler doğru sözcüklere gider bilemiyor parmaklarım gezinirken klavyede. Kayboldum zihnimin yasaklı düğümlerinde... Denizi gören ama alçalıp da suya değemeyen martı gibiyim. Farkında olmadan çok açılmışım kıyıdan. Sahil uzak tutunacak ne dal var ne sal görünürde. Bir kaç tekne var az uzağımda hayal mi gerçek mi ; boş mu dolu mu karar veremediğim. Yalnızım bu mavi sema da... Gün ışığını kapatmadan gökyüzünün yönümü bulmalıyım.
Sunday, January 07, 2007
Duygu + Melys
Bugünün ikimiz içinde çok düşünceli bir gün olduğu kararına vardık tam 33 saniye önce... aklımızdan o kadar çok şey geçiyor ki... bir yerlerden başlamak çok ama gerçekten çok zor bugün. dibe vurmuş gibi hissetmek böyle birşey sanıyoruz. denizin dibine ilerleyen vurgun yemeye göz yuman dalgıçlar gibiyiz her ikimizde. bilmiyoruz hangi balıkçının oltası kurtaracak bizi o derinlikten. güneş uzak değil hala tutabiliriz onu farkındayız... mesele yüzüş yönümüzü geriye çevirmekte... değişmesi gereken şeyler var aslında. karşılığını bulamamak göze aldıklarının... acıtıyor işte eninde sonunda içimizde bir yerlere batıyor birşeyler. Duygu'nun odasından beraber giriyoruz bu blogu kapatıp çıkacağız tüm pencereleri birazdan. Ve tüm düşünceleri kilitleyeceğiz odaya...
Friday, January 05, 2007
Gökten pamuk düşerse ...
Her yer karanlık . Yakmadım ışıkları yere düşen kar tanelerini daha rahat göreyim diye .
Burnumu dayadığım buğulu camdan dışarıyı izliyorum şimdi . Kışı yaşıyorum Ankarayla ...
Burnumu dayadığım buğulu camdan dışarıyı izliyorum şimdi . Kışı yaşıyorum Ankarayla ...