Gece ne zaman güneşe gebe kalacak ? Işıklar ne zaman yıkayacak karanlıkta yolunu kaybetmiş yüzleri ? Sıcaklığı ne zaman saracak üşümekten büzüşmüş karanlık yolcularını ? Yağmurda kalmış ıslanmış kedi yavruları yer bulabilecek mi kendilerine... Ne zaman çekip gidecek bu ruh bu bedenden ? Özgürlüğüne ne zaman kavuşacak ? Sorularla boğuşuyorum. Yağmur kirpiklerimden sıyrılıp yanaklarıma akıyor yüzümdeki makyajı temizlemek isteyerek ama daha da çok kirleterek… Tüketebilecek miyim bu yağmurları…
Ceplerime doldurdum taşları yolumu kaybetmeyeyim diye; ağırlaştıkça yürüyemiyorum. Oysa her birini tek tek özenle alıp yamukları, kirli olanları atmıştım. Küçük mutluluklar getirecekti onlar bana her biri tek tek özenle yolumu çizecekti bende takip edip o hiç bulamadığım aydınlık sokak başına ulaşacaktım. Şimdiyse bir labirentte çıkmaz sokaklarda karanlıklara yürüyorum. Taşlarım ağırlık yapıyor bana ceplerim yırtılmak üzre… Oysa lazım onlar bana yolumu bulacağım ben onlarla. Uyudum; uyandığımda belki sabah olur diye bir sokak köşesinde; yine geceye uyandım. Puslu aya analık eden lacivertte hapis kaldım. Bir güneş damlası ilanı verdim bulutlara, gökyüzüne, yıldızlara… Siz daha yakınsınız ona diye diye yalvardım. Ne gelen var ne giden… Parlak bir güneş damlası arıyorum; bedeli bir ömür… Sade, karmaşıksız, parlak, açık renk…
Denizin ortasında bir kayıp martı gibi kıyıyı görüyor olmayı nasıl isterdim. Bir kayık, bir kürek ve bir kurtarıcı… Şimdi göremediğim sahilden çok uzaktayım…
Kayboldum zihnimin yasaklı düğümlerinde…
http://melisyldz.blogspot.com/2007/01/kayboldum-zihnimin-yasakl-dmlerinde.html