Monday, June 11, 2012

Sessizlik Aslında...

Sessizlik adımlarını gizleyemeyecek kadar gürültülü geldi bugün. Seslendim, kendi sesim yankılandı karanlıklardan.
Bulutları yumuşak kuş tüyü yataklara benzettiğim yaşlarda, kim gözümden bir damla yaş getirse içime attığımdan olsa gerek ki şimdi susmak fasulyenin tepesinde yaşayan bir dev gibi aynada bana bakıyor. Uzanıp aynaları kırmak geliyor içimden; eskiler uğursuzluk diye öğretmeseydi eğer, erdem suskunluğu alıp omzunda taşımaktır demeselerdi...
"Özür dilerim, sen! Evet senden! Hani sen kimliğini her nerede düşürdüğü belli olmayan; ceplerini yokla! Hala söküklerinde takılı kalan bir kaç kırıntı kalmışsa çerez niyetine arada ağzına attığın anlayışlı tavırlarından... Yırtık, yitik, yanık kokulu lakırdılarını çıkar at artık... Yakışmamış bu elbise sana, kabını bulamadıkça eskinin "hayır" diyemeyenlerine koşup onların cebinde saklanamayacağın gerçeğiyle yüzleşmelisin. Hani sen şimdi arıyorsun ya kendini, "adam" oldun sanıp, duvarda en son ergenlikte çizdiğin boy çizgisiyle yarışa tutuşuyorsun ya, hani sen öne geçmişsen eğer çocukluktan kalma bir alışkanlıkla büyüdün sanıyorsun ya, nerden kaldığı belli olmayan tüm yapışkanlığınla bir kuşun kanadına tutunmaya çalışıyorsun ya seni de uçursun diye... Vapurdan attığın simidi kapmaya atılan martılar sürüsüne alışman ne yazık... Sen evet senden özür dilerim kafesin kapısını ben açtım, ben bıraktım o kanatları özgürlüğüne ama sen koşup kanadına yapışıp seni de uçurmasını iste diye değil. Gerektiğinde seni o kanattan silkelemeyi bilsin, öğrensin diye. Bu düzen bozuculukla zahiride oluşan senden de mi korkmazsın, bir gün karşılaşır gibi sokak ortasında... Köşedeki lambanın dibindeki siyah kedi var ya hani işte onun aslında seni beklemediğini, yarattığın alaca karanlıkların birikmediğini o pamuk kedinin bedeninde bilebilir misin ?
Ben bir fasulye attım toprağa yeşersin diye, biz mutlulukla besledikçe, her filizini gördüğümüzde duyduğumuz heycanda yanaklarımdan akan nehirlerle suladın filizlerimi/zi...
Aa unutmadan bundan böyle seni köşede bekleyen kediyi, akmasına sebep olduğun yaşların senin tependeki kara bulutlardan yağacak yağmurlar olduğunu, ben ve filizlerime asla zarar vermene müsade etmeyeceğimi bir keseye koyup sana veriyorum şimdi hiç yanından ayırmaki düşürdüğün saygının yerinde ağırlık etsin... "
Kendimi avuttum, düşlerimin avlusunda. Sözlerim karanlıkta yankılandıkça benim bahçemde gamzeler açtı. Cemreler ard arda düştü sanki. Gül ve bülbül huzur buldu sanki ılık esintilerin bahar çiçeklerini uçurduğu avlumda.
"Sen! koy biletini cebine sonbaharı çizdiğin sahnelerini de al valizine koy ve uzak dur gül ve bülbülden... "
Son tren kalktı ve ben aleve verdim o istasyonu...


Saturday, June 09, 2012

Renkler ve Müzikaller

Evimin balkonu ucunu göremediğim yeşillik bir alana bakıyor. Haliyle kuşların cıvıltısı da gece gündüz eksik olmuyor. En çok da sabaha karşı arkadaşlık ediyorlar belki kahkahalarınıza, belki gözyaşlarınıza, belki de sadece uyku mahmurluğunuza... Deniz ne de güzeldir şimdi hani çarşaf gibi derler ya... Ya sahilin o sessiz sakin dalga sesleri... Düşüncelere dalarsınız o sahilin sularında. Sabahın erken saatlerini ayırırsınız düşüncelere kimse duymasın, kimse bilmesin diye. Çünkü her yıl bahar geldiğinde her insan kendine bir renk seçer doğadan ve her renk farklıdır. Her renk farklı bir ifadeye sahiptir. Düşüncelerimizi sabahın erken saatlerindeki beyaza ya da gecenin karanlığına saklamamız bu yüzden olsa gerek. Kimsenin rengine karışmasın,  kimse de bizim rengimize karışmasın ki bulanık bir hal almasın zihin tablomuz diye. Silmek istediğimiz her şey için gözyaşlarımızı kullanırız aslında. Ağlayınca yıkandığını, aktığını belki yeniden bembeyaz olacağını sanırız. Belki bu yüzdendir zihnimizi her bulandıran rengin ardından ağlayışımız. Kahkahalar gündüzün renklerine yakışır, paylaşıldıkça, onaylandıkça, gökkuşakları belirir, doğanın tüm hareketliliği zihnimizde sadeleşir hayat bulur anlamlanıp. Gözyaşları sonrası bu anları hatırlamek yeniden rengarek zihinlerimize dönme isteğindendir.

Kimi zaman da benim gibi Güneş kendini göstermeye başladığında renklerinizi sorgularsınız, bulanık mısınız yoksa rengarenk mi buna karar veremeden gün sizi içine çeker ve yoğurmaya başlar. İşte bu anlarda sadece kuşları, yeşilliklerin hafif esintiyle dansını, sahilin bir kedi gibi mırıltısını dinlemek, izlemek iyi gelir.Siz de sokuluverirsiniz bu müzikalin bir kıyısına...