Bir filim izledim ya da bir filmi izler gibiydim. Bir oyun oynadım, ya da aslında ben de bir oyundum... Bir rüya gördüm, bir macera yaşadım Harikalar Diyarında gibi... Ya da belkide rüya içinde rüyadaydım başını hiç hatırlamadığım, hep ortasından başladığım... Karıştım, kapıldım, zaman ben anlayamadan aktı. Bir defterin köşelerine çizilmiş çizgi karakterler gibi birileri defteri hızlıca köşesinden tutup izledikçe ben aynı senaryoyu tekrar tekrar yaşadım. En nihayetinde düştüm defterin köşesinden, belki de atladım ya da atıldım... Kendine bir çizgi bulmaya çalışan siyah bir karakter gibi düştüm ya da düşürüldüm. Ayağa kalktığımda gördüm kanayan yerlerimi, fena düşmüştüm. Bir film karesinde hastanede uyandım, yaralarım sarılırken... Yine bilemedim hangi masalın içindeyim. Narkoz verdiler bana, hiç uyumak istemezken; uyanmak istemeyişimden... Uyudum, ne kadar uyudum bilemeyecek kadar... Rüyalar dizisinde uyandım, emin olamayacak kadar... Aynalı bir odaya düştüm; görüntümü bulamadım, hiçlik kadar derindi. Korktum, kayboldum... Kayboldum sandım... Tekrar uyandım; kırık, yanık, yırtık, eski... Bir Ayna, bir Ben, bir şey Eksik...
Thursday, March 14, 2013
Hani mimarlar bir binayı inşa etmeden önce maketini hazırlarlar; ağaçlar, binalar, havuzlar, çocuk parkları ve küçük insan modelleri... İşte ben de çocukken rastladığım bir makete bakarak bir hipotez üretmiştim, küçük bir kızın büyük hayal gücü ve o yaşlarda sahip olmadığım kuantum bilgisine dayanan belkide. Bugün 2013 yılının mart ayının tam ortasında 5 yaş hipotezim, hayat deneyleri ve deneyimleriyle gerçekliğe doğru mu gidiyor diye düşünmeye başladığım gün...
Aslında evren bir maket, ve evrenin yaratıcısı o kadar nizamlı bir hazırlık yapmış ki, kaderlerimizi inşa ederken, bizler yerleştirildiğimiz kader çemberinde dönüp duruyoruz sadece... O yaşlarda bazen bir elin uzanıp beni maketten alıp çıkaracağını ve gerçekliğe koyacağını düşünüp korkardım, ya sevdiklerim orada kalırsa ve bu yen, gerçeklikte onları bulamazsam diye. Bu ölümü anlatan bir metafor değil, samimiyetle bir sanal maket evren birde gerçeklik olduğuna inanıyordum. Çok zaman sonra bunun mağara metaforuyla felsefede yer aldığını ve o gerçekliğe felsefede idealar dünyası dendiğini öğrendiğimde anladım, bu fikir yeni bir şey değilmiş.
Duruma erken uyandığımdan mıdır bilinmez ben maketin içinde hep yer değiştirdim. Şimdilerde o korktuğum şeyi yaşamak istiyorum; bir el uzansın ve beni bu bulunduğum maketin içinden alıp bilmediğim ışık yılı uzaklıklardaki gerçekliğe götürsün istiyorum. Belki zaman hızlı akar bu yolculukta ve ben kötü bir rüyadan uyanır gibi, fırtınadan kurtulan yarı yıkık harap bir teknenin güneşli bir sahile vuruşu gibi mutlu gerçekliğime uyanırım.
Ben hazırım. bu sanal dünyanın sahte olan herşeyiyle kaşılaştım. Evrenin yaratıcısı sana seslenmek istiyorum, artık bizleri gerçekliğe hazırladığın bu maketten haberdarım. Tüm sahte yüzleri, sahte yaşamları fark ettim. Benim gerçekliğime götür beni, orada sahte olmayan insanlarla bir arada bir hayatım olsun. Yine sabah olsun, yine gece olsun, yine mutluluk ve üzülmeler olsun elbette ki kötüyü görmeden güzel olanın kıymetini anlayamayacak kadar körleşmesin gözlerim, aklım. Bu sana benim bir mektubum olsun.
Bir karmaşanın içinde zihnimizin körlüklerinde yaşarken algılamak zordur esas olanı. Oysa gerçekten görebildiğimizde bütün çıplaklığıyla önümüze seriliverir her şey. Yaşam biz insanoğlunu yoğururken, yorarken, mühim olan gözlerimizdeki, yüreklerimizdeki ve zihnimizdeki perdeleri kaldırabilmektir. Ancak o zaman kaderimiz bizim hayatlarımıza en güzel şekli verebilir ve en doğru biçimde pişebiliriz...
Henüz 5 yaşındaydım ama mağara metaforunun anlatılan kadar basit olmadığını düşünebiliyordum ben. O gün düştü ilk tohum içime ve bugün benim tüm sahteliklerle yüzleştiğim o büyük gün. Şimdi bekliyorum... Kendime dönmek için, kendi gerçekliğim için...
Aslında evren bir maket, ve evrenin yaratıcısı o kadar nizamlı bir hazırlık yapmış ki, kaderlerimizi inşa ederken, bizler yerleştirildiğimiz kader çemberinde dönüp duruyoruz sadece... O yaşlarda bazen bir elin uzanıp beni maketten alıp çıkaracağını ve gerçekliğe koyacağını düşünüp korkardım, ya sevdiklerim orada kalırsa ve bu yen, gerçeklikte onları bulamazsam diye. Bu ölümü anlatan bir metafor değil, samimiyetle bir sanal maket evren birde gerçeklik olduğuna inanıyordum. Çok zaman sonra bunun mağara metaforuyla felsefede yer aldığını ve o gerçekliğe felsefede idealar dünyası dendiğini öğrendiğimde anladım, bu fikir yeni bir şey değilmiş.
Duruma erken uyandığımdan mıdır bilinmez ben maketin içinde hep yer değiştirdim. Şimdilerde o korktuğum şeyi yaşamak istiyorum; bir el uzansın ve beni bu bulunduğum maketin içinden alıp bilmediğim ışık yılı uzaklıklardaki gerçekliğe götürsün istiyorum. Belki zaman hızlı akar bu yolculukta ve ben kötü bir rüyadan uyanır gibi, fırtınadan kurtulan yarı yıkık harap bir teknenin güneşli bir sahile vuruşu gibi mutlu gerçekliğime uyanırım.
Ben hazırım. bu sanal dünyanın sahte olan herşeyiyle kaşılaştım. Evrenin yaratıcısı sana seslenmek istiyorum, artık bizleri gerçekliğe hazırladığın bu maketten haberdarım. Tüm sahte yüzleri, sahte yaşamları fark ettim. Benim gerçekliğime götür beni, orada sahte olmayan insanlarla bir arada bir hayatım olsun. Yine sabah olsun, yine gece olsun, yine mutluluk ve üzülmeler olsun elbette ki kötüyü görmeden güzel olanın kıymetini anlayamayacak kadar körleşmesin gözlerim, aklım. Bu sana benim bir mektubum olsun.
Bir karmaşanın içinde zihnimizin körlüklerinde yaşarken algılamak zordur esas olanı. Oysa gerçekten görebildiğimizde bütün çıplaklığıyla önümüze seriliverir her şey. Yaşam biz insanoğlunu yoğururken, yorarken, mühim olan gözlerimizdeki, yüreklerimizdeki ve zihnimizdeki perdeleri kaldırabilmektir. Ancak o zaman kaderimiz bizim hayatlarımıza en güzel şekli verebilir ve en doğru biçimde pişebiliriz...
Henüz 5 yaşındaydım ama mağara metaforunun anlatılan kadar basit olmadığını düşünebiliyordum ben. O gün düştü ilk tohum içime ve bugün benim tüm sahteliklerle yüzleştiğim o büyük gün. Şimdi bekliyorum... Kendime dönmek için, kendi gerçekliğim için...