Saturday, January 31, 2009

Çok eskilerden bir kısa hikaye...

Sabah kalktığım bir önceki gecenin ağırlığı hala göz kapaklarımdaydı. Mutfaktan bir bardak su içtim. Boğazım düğüm düğüm olmuştu; yutamadım o bir damla suyu. Gözüm elimdeki bardağa takıldı; en az benim kadar kırılgan ve pembeydi... Onu aldığım gün bir dizi anı oldu aktı gözümden. Her sahnede dolan gözlerimden. Bu sabah bir başka bakan gözlerimden. Toparlandım ani bir silkinmeyle banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. O ana kadar hiç aynaya bakmadığımdan olacak kendimi taanıyamadım. Nasıl dedim nasıl bu hale geldim ben. Hani o güzel gülen gözlerim nerdeydi artık, dudaklarımda neden kendine dahi sahte bir gülümseme vardı, yüzüm  neden böylesine isyankar bi şekilde bana ne yaptın diye bağırıyordu? Bulamadım sorumun cevabını... Kimbilir hangi kitabın arasında, hangi sinemanın yolunda, hangi yalnız şehirde  bırakmıştım bir bir parçalarımı. Düşündüm bulamadım... Unuttuğumdan mı yoksa unutmak istediğimden miydi bu kayıp hafıza hali onu da bulamadım... Gece karanlığında  el yordamıyla bulup üzerime geçirdiğim gecelik ıslanmıştı; elimi yüzümü yıkarken. Yıkayıp akıtmak istedim bu tanımadığım kılıfı üzerimden ya nafile hala aynada bana bakıyordu. Kırgındı bana, kızgındı. Nerdeydim bugüne kadar neden hiç bakmamıştım bir kez dönüp ne oluyor bu makyajın altında diye. Karşısına geçip neşeli süslenişlerimi,  kendi kendime attığım aşk dolu bakışları, gülümseyince gülen gözlerimi, ilk heycanı... Aradım hepsini sordum tek tek ama yoklardı artık beni terk etmişlerdi. Dışarda bana inat olsun diye yağan bir yağmur vardı, içimdekine kardeş olmak istercesine. Gök deliniyordu, içimde ortada bir yer gibi... Bir kahve dedim iyi gelir bana eskiden de gelirdi ya... Uyumadığım gecenin, gecelerin uykusuzluğunu alır; içimin paslı tadını düzeltir belki birazcık diye düşündüm. Peki ya uyuduğum yılların yaşanmışlıklarını, kaçırılmışlıklarını ne getirirdi geriye. O uykular şimdi neden doyurmuyordu uykusuzluğumu? Düşündüm yine bulamadım yine bulamadım... 

No comments: