Bir kızıl alev topu mavi gökyüzünde topraktan doğan... Aynı zaman diliminde aynı kızıl alevin içindeyiz hepimiz, sıcak, soğuk, üzgün, kırgın, mutlu, rüyada...
Bir rüyadan düştüm, canım çok acıdı. Masmavi bir gökyüzündeydim, beyaz bir bulutun üstünde üzerimde beyaz bir elbiseyle... Yeryüzünde rengarenk çiçekler, maviş denizler... Kuşların gölgesi kumlara uzanıyordu... Hiç yağmur yağmıyordu, hiç ağlamıyordu çocuklar... Geceleri yıldızlar dans ediyordu yanı başımda.
Bir rüyadan düştüm, canım çok acıdı dostlar... Serin bir yaz akşamıydı, yalnızlığımı yelkovan ve akreple paylaştığım günlerdi. Uyurken beraber sayardık tik-takları... Onlar sakin bense aceleciydim... Yine üşüdüğüm bir sabah güneşinde bir minik serçe geldi yanıma öylesine kırılgan, çaresiz. Yazlık bir elbise, bir bez ayakkabıyla otobüste buldum kendimi... Gözlerimi kapattım, adımlarımın, nefesimin, savrulan saçlarımın sesini duyuyordum, duyuyorum... Rüyadaydım artık... Dalmıştım çoktan derinliklerine korkusuzca. Zamanla karanlıklar aydınlandığında siyah bir kırlangıç aldı beni kanatlarına...
Bir rüyadan düştüm Güneşin yanı başındaydım semalarda... Çok yüksekten düştüğümden mi acıyor canım ? Çocukların özgür bıraktığı renkli balonlar topladım kırlangıcın kanatlarından.. Masmavi denizlere, mis kokulu ıhlamur bahçelerine, bir şarkının notalarına kapıldık beraber... Düşeyazdım... bir bulut tuttu beni, pamuklardan pamuk bir bulut yakaladı beni kalbimden. Anlamadım... Öylesine güzeldi ki tüm gökyüzü, güneş, kar tanesi kadar gizemli, su damlası kadar berrak, Şairi olmadığım bir şiirin dizelerindeydim, ama evimdeydim...
Gözyaşlarımı ihtiyaç sahibi bulutlara dağıttım. Karanlıklardan soyundum, bembeyaz ipeklere sarındım. Ben hala aceleci... Yelkovanla akrep kavgadaydı... Düştüm.
Bir rüyadan, semadan, bulutlardan, bir kırlangıç kanadından düştüm. Gözyaşlarımı istedim, ilkbaharda kullanılmış, eskimiş yıpranmış bir kaç damla verdiler.. Bir dağın eteğindeki ağlara takılmıştı kırlangıcım... Dönüş yoktu düşüyordum... Tutunmak istediğim bulutlar dokundukça bir bir dağılıyordu parmaklarımda...
Şiirin mısralarında aradım avuntuyu, ben tutundukça sökülüyordu ilmekleri... Söküldükçe kelimeler, noktalar virgüller yağıyordu üzerime...
Düştüm. Canım acıyor... Rüyadayım hala... Bu kez yeryüzünde... Dağılmış buluttan evim, tutunduğum mısralar yerlere saçılmış, kanadı yaralı bir kırlangıç ve yüreği kafesine dar gelen ben...
Bir kızıl alev topu denize bırakıyor kendini... Sönüyor, yanıyor... Sessiz sedasız, şehirler karıştı birbirine aynı zaman diliminde aynı kızıl alevin içindeyiz hepimiz, sıcak, soğuk, üzgün, kırgın, mutlu, rüyada... Yerde... Gökte...
No comments:
Post a Comment