Monday, January 22, 2007
gitmeler...
Hayatım boyunca hep hoşçakal dedim ben. Eşyalar çıkınca boş, soğuk, biçimsiz görünen odaya ağlamaklı baktım hep. Duvarlardaki tablolar kaldırılınca nasılda anlamsız gelir renkler. Perdesi olmayan camlar nasıl da bir an da çıplak kalıveririler... Bardak bardak, kadeh kadeh paketlendiğinde büyü bozulur ve vitrin cam kapaklı bir dolaptan ibaret kalır... Gazete kağıdının arasından bakan bir yansıma: ince çerçeveli ayna... Çekmecenin arkasına kaçmış not kağıdı... Garip ama mutluyum bir yandan da eşya toplarken. Toplayamadığım eşyalarıma sayıyorum. Toprağın benden aldıklarına... Bir kez daha çıkamadığım merdivenlere sayıyorum her yeni basamağı... Bir daha asla dokunamadığım beyaz kapaklı, kırmızı kulplu mobilyalarıma sayıyorum paketlenen her parçasını odamın.. Ve yine kitaplarıma çok iyi bakıyorum; parçam gibi sakladığım ama tekrar bakamadığım sayfalara sayıyorum. Artık hatıra defteri yazdırmıyorum. Öğrendim ben hatıralar yazılarak değil zihinlerde saklanırmış. Hikaye de yazmıyorum artık; bir defter dolusu hikayeyi toprağa hediye ettim ben. O kadar çok gittim ki gitmeler üzmüyor artık beni çok. İçimi burkuyor sadece... Gittim ben her yaşadığım evden, her bir parçamı birinde bıraktım. Delik delik içim, kalbim.. Öyle bir tanesi var ki o evde benliğimi, çocukluğumu, esas Melis'i bıraktım. Dönüşsüz gittim ben o evden herşeyimi bırakarak: kokumu, ilk oynadığım oyuncağımı, emeklediğim halıyı, diş perisiyle tanıştığım ilk dişimi, bir karışlık kıyafetlerimi, benim için yeni, eski ne kadar kavram varsa bıraktım kilitledim çıktım o evden. Bir valize ne sığarsa yazlık: hayaller, umutlar, eğnleceler, planlar, ciciler... Sadece onlar vardı yanımda. Avunuyorum şimdi hiç değilse sonraki gidişlerimde geriye dönüp bakma şansım var diye. Son kez bakmak bir şehre dikiz aynasından ve gittikçe küçülen evde bıraktığın minik bir geçmiş parçası... Hani koşar ya tabakta kalan yemek peşinden; tabağımda kaldı dönemediğim yollar, büyüdüğüm ev!..
No comments:
Post a Comment