Sunday, August 02, 2009

Melis Harikalar Diyarında...

Uyku hali beni sarmak üzreyken kapadım gözlerimi, yarı beline kadar beyaz badanalı taş bir evdeydim; gökyüzünün karanlığa çalan mavisiyle arkadaş, doğanın yalınlığıyla zıt mavi panjurları vardı; eski ahşap kocaman bir kapı... Odaları kalbim kadar küçük, odaları kalbim kadar büyük... İçimdeki ben kadar beyaz duvarları olan odalardan birindeydim; gün ışığı süzülüyordu içeriye inceden, mavi panjurların önündeki mor çiçekleri yalayıp odaya giriyordu. Odanın ağır ahşap kapısını aralayıp merdiven başına çıktım. Her basamağı başka bir anıyı gıcırdayan merdivenden adım adım indim aşağıya; hafif ama taze bir aydınlık vardı indiğim boşlukta... Beyaz bir boşluk... Menteşeleri eskimiş kapıyı açarken, konuştu ev bir çırpıda yaşanan ne varsa anlattı kapı açılana dek... Evin anlattıklarının bilgisiyle bir bahçede buldum kendimi, alabildiğine yeşil, masallardaki kadar güzel... Yeni goncalanmış güller, laleler, gelincikler, menekşeler... Hepsinin içinde kokularıyla masalsı düş bahçemin sarhoşluğunu yaşarken; en sevdiklerim, içimdeki ben kadar beyaz yaprakları olan papatyalar gülümsedi... Onlara doğru yürüdüm, yol oldular bir su kıyısına çıktım. Sakin akan ama hafif esen rüzgarla oyunlar oynayan, içindeki taşlara çarptıkça köpük köpük dağılan... Kulağımda derinden bir senfoni... Yapraklar, çiçekler, kuşlar, kıyısında kendimden bir parça bulduğum nehir, belli belirsiz saçlarımı kıpırdatan rüzgar... Hepsi bir araya gelmiş evin anlattıklarına bir şeyler katıyor, bir ezgi oluşturuyorlardı. Olduğum yere, içimdeki ben kadar beyaz, gözlerimdeki güneş kadar sarı papatyaların arasına uzandım...

"Melis Harikalar Diyarında" nın ilk kısmını yaşamış ama konuşan tavşanla ağaç kovuğundan kayarak kraliçe iskambil kağıdıyla tanışamamıştım...

No comments: