Friday, September 04, 2009

Gözlerim kapalı...

Sıcak bir yaz akşamı balkondaki yeşil yapraklar arasından geceyi izledim. Siyahi gökyüzüne, boş sokağa, karanlık pencerelere, aydınlık pencerelere baktım bir bir… Işığın ardında yaşanan hikayeleri düşündüm. Kimbilir, kimlerin dileklerine sırdaş olmuş parlak yıldızlara baktım. Gecenin kokusunu, sıcaklığını, karanlığını içime çektim gözlerimi kapayıp bir nefeste… Derin bir karanlığın içinde, beyaz kanatlarımla yıldızların arasındaydım. Kadife bir kumaşa tutturulmuş irili ufaklı parlak mücevherler gibiydiler. Sedeften dolunay, geceyle beraber balıkları siyahına saklayan denize vuruyordu ışıl ışıl… Ben derinliği olan bu kadifede sarhoşluğumu yaşarken; kanatlarım beni, denizin ince dalgaları ayaklarıma değerek kumsala bıraktı; yürümeye başladım kumların üzerinde. Gün ışığının yaktığı kumsal, şimdi geceye eşlik ederek ama yaza tezat düşerek soğumuştu. Yürüdüm, belki çok uzun saatler, belki de çok kısa saniyeler boyunca… Bir başıma değildim o kumsalda hissediyordum ya, göremiyordum hissettiklerimi. Kulağımda dalgaların, kumda bıraktığım izlerin, ılık esintiyle kıpırdayan yumuşak kanatlarımın sesleriyle yürüyordum. Uzanıp tutamadıklarımı düşündüm. Hissedipte göremediklerim kadar yakındılar bana. Serin kumların üzerine oturdum, elimde bir kağıt bir kalem. Kalemi aldım önce elime; avuçlarımda hissettim, silinebilir olanlardan değildi. Bu yüzden mi bilinmez, daha evvel yazdıkları da silinmemiş mürekkep kutusunda sıkışıp kalmıştı. Hepsini okudum tek tek, kelime kelime içtim kalemin yazdıklarını. Şimdi benim ellerimdeydi, benim ellerimden zihnimden dökülecekti kelimeler kağıda ve döküldükçe bir bir mürekkep kutusuna saklanacaklardı. Sonra kağıdı aldım ellerime, dokundum gözleri görmez biri gibi parmak uçlarımda hissettim tertemiz sayfayı. Bakıyordum ya, gülümsüyordu bembeyaz, kanatlarım gibi… Dokundukça fark ettim. Nice yazılana sırdaş olmuştu, dilek yıldızları gibi. Yeniydi yeni olmasına kullanılmamıştı ama, geri dönüşümden gelmişti belliki yeniden dünyaya, yada ben o an her neredeysem o rüyaya… İzler vardı, tam da kalbinin içinde taşıdığı izler, kelimeler, mektuptu belki bir sevgiliye, bir veda mektubu, belki de bir aşk ilanı taşıyordu, ufak bir not, belki de karalama kağıdıydı bir yalnızın ellerinde, belki de bir kararsızın ellerinde… Yazmak istedim, yazdıklarımla beraber kağıdı bir kuş yapıp kadifeye iğnelemek, yada beyaz bir gemi yapıp dalgaların arasına bırakmak kimsenin olmasın, yeniden doğmasın diye.

No comments: