Monday, June 25, 2007

Boğazımda düğüm olmuş nefesim...

Nefesimin daraldığını hissettim o an kaçıp kurtulmak istedim... Odamın krem rengi dantelden perdesini kenara çekip dışarıya baktım önce. minik balkonumdan dışarıya karşı sıradaki evlere baktım balkonuma uzanan kayısı ağacının dallarına baktım yeşiline, sarısına, turuncusuna, pembesine... Sonra mavi örtümü, renkli kilimi, ve mavi yeşil yastığımı kapıp bahçeye koştum. Çamaşırlar yıkanmış, çamaşırlıkta kurumaya bırakılmıştı güneşle beraber...
Kendimi çamaşır gibi düşündüm bir an...=) evet evet öle düşündüm... Tersi çevrilmiş, yıkanmış ve tepe taklak edilip güneşin yakıcı sıcaklarına bırakılmış... Garipsedim sonra bende bir an için içim bir hoş oldu ters çevrilmek pek hoşuma gitmemişti. Son bi kaç gündür kendimi ters çevrilmiş hissediyorum. Dikiş yerlerim dışa dönük... Ruhumdaki küçük büyük her yama belli oluyor. Gelişi güzel dikilmişler sökülmüş makinada dönerken... Bazıları ruhumun kendine has rengine uygun dikilmemiş... Hepsi bir bir belli oluyor... eh bir de yıkanınca tabi çekmiş sanırım içime küçük geliyor son günlerde... Boşluklar oluştu ruhumu bedenimin içine yerleştirince kuruduktan sonra. Güneşin etkisiyle ısındığından iyi geldi önceleri içime bir sıcaklık doldu. Sonra yerleştirmeye çalıştıkça küçülen çeken ruhumu bedenime ince bir özenle de olsa soğudu ve artık ruhumun beynimde kalbimde nerde olursa olsun hareketleri canımı acıtıyor ve bir savaş başlıyor vücudumda uzanamadığı boşluklarda. Tam bütün bunlar film şeridi olmuş geçerken gözlerimden; minik bir miyavlama duyuldu yakınlardan. Elleri, ağzı, burnu minnacık olan bir kedi yavrusuydu gelen. Mırıldamalar sevilmek istemeler, şımarmalar... Onu severken kendimi kedi olarak düşündüm bu kez: minik beyaz bir kedi geldi gözümün önüne. Bende sevilmek istedim o an onun gibi , şefkat bekledim bende... Anne kedi duvarın dibinde belirince bizim ufaklıkta kardeşleri gibi onun peşine takılıp uzaklaştı gözden. Çimlere serilip geçen yazdan bu yana okumaya çalıştığım ama üstüne bir sürü kitap okuduğum halde kendisine bir türlü sıra gelmeyen kitabımı aldım elime. Bir solukta 92. sayfaya kadar geldim. Son 3 gündür ki bugün 3. gün okuduğum 3. kitap bu. Durup düşündüm ne kadar hızlı tüketiyorum, içiyorum resmen kitapları diye. Nasıl hasret kalmışım kitap okuyarak huzur bulmaya. Kitapkurdu derlerdi küçükken benim için; çok okurdum çok araştırırdım. Yine öyle bir telaştayım sanki... Çok okuyorum, su gibi içip bitiriyorum kısacık bir zaman diliminde; nefes gibi bir seferde çekiyorum içime özlerini. Doyamıyorum okumaya bağımlılık gibi; biri bitip diğeri başlıyor... İçlerindeki karakterleri özümsüyorum bir bir; iyisiyle kötüsüyle alıyorum zihnimin bir kenarına hepsini. Tecrübelerini tecrübem ilan ediyorum. Kendimce yenileme değişme törenleri başlatıp, artık beğenmediğim özelliklerime istifa ettiriyorum, veda partileri bile düzenlemiyorum. Hayatımdan çaldıkları her mutlu an için tazminatlarını fazla fazla ödediğimden ve ödeyeceğimden bir damla gözyaşı dökmemeye kara verdim istifalarının bana getireceği mutluluklarıda hesaba katarak. Tüm bu düşünceler beni sardığında açıkhavada olmak bile nefesimi boğazımda düğümledi. Bir anda kendimi klavyemin başında buldum. Yazmak bana iyi geliyor; evet kesinlikle şimdi daha huzurlu hissediyorum.

No comments: