İnce ince müzik çalıyordu başucumda duran bilgisayarımdan, klimanın kumandası uzağımda kalmıştı ama kalkıp alacak gücüm yoktu. Yanı başımda katlı duran pikemi örtmekle yetindim; hasta olacağım diye geçirdim içimden. Islak saçlarım yastığıma dağılmış bedenim üşüdüğünden olsa gerek kıvrılmıştı. Biraz daha uyumaya çalıştım zor olmadı dalmak yeniden düşler diyarına. Altkattan gelen mutfak tıkırtılarıyla uyandım ikinci kez; işten dönen annemin yemek hazırlığı sesleri olduğunu düşündüm önce; kilidi tam oturmadığından arkasına kutu koyduğum kapıma baktım hemen. Hiç açılmamıştı... Eğer mutfaktaki annemse önce mutlaka beni öper öyle yapardı diğer işlerini. Korktum bir an için kardeşimle yalnızdık evde ve uyuya kalmıştım. Gidip kontrol ettim üst kattaki her yeri bir bir... Mutfaktan babaannemin dedeme seslenişini duyduğumda içim rahatlamıştı artık. Kızmıştım beni uyandıracak kadar gürültü yaptıkları için ama... Odama geri dönüp biraz daha mayıştım yatağımın içinde; o sırada tül perdenin arkasından gökyüzü takıldı gözüme. Mavisini güneşe; morunu, lacivertini, siyahını geceye adayan... Ne garip bir sonsuzluğa sahip şu gökyüzü. Uçsuz bucaksız... Masallara konu olan derinliği beni de büyüledi bu akşamüstü. Mavi semaya daldım dakikalarca; düşünceler,düşler sardı her yeri. Hayata geç kalmamak gerekir diye bir cümle çıkıverdi ağzımdan tüm bu düşlerin seneryoları odamı sahne seçmişken anlamsız bir dalgınlık sardı beni...
...
17 Temmuz 2007 den önce
...
No comments:
Post a Comment