Ben ufacıkken daha 4 yaşlarında iken ; annem beni zorla kreşe götürmek için kitap alacağını söylermiş. Bendeniz de hergün beni kreşden almaya gelen annemin elinde bir kitap görmezsem ve ya eve kitap alınmadan girilirse kıyameti koparırmışım.
Ele alınan kitap hangi sayfa hangi kelimeyle biter, hangi cümleden sonra sayfa çevrilir, nerde nokta nerde ünlem var... Hepsini ezbere bilirmişim kitaplarımın.
Derken az biraz büyüdüğümde barbieler gelmiş kitaplara rakip...
Barbielerimi oynarken senaryo üstüne senaryo... Elbette hepsi bir yerde bitiyor. İşte o zamanlarda anneme gidip ben sıkıldım pozları atardım. Vee bir gün annemle babam bana karton kapaklı kocaman lacivert bir kitap aldılar. Canı Sıkılan Çocuk(Aytül AKAL)...
Eski alışkanlıkla olacak yine yalayıp yutmuştum o kitabı da.
Şimdi dahi aklımda: canı sıkılan çocuğa annesi canı sıkılan aydedenin masalını anlatıyor.
Canı sıkılan aydede gökyüzünde çooook yalnızmış. Masalda ay dede gökyüzünü terk edip ay çöreği, ay çiçeği , en son yıldızlı bir geceyi anlatan kitabın kapağı oluyor. Ay dede kitaptaki tüm masalları öğreniyor; ve gökyüzüne döndüğünde çevresi her gece masal dinlemek isteyen yıldızlarla doluyor.
Benim de canım sıkılıyor aslında şu ara ama ben ne Zeusu büyüten peri kızı olabiliyorum; ne de yeşillikler içinde bir melissa çiçeği...
Yine kitap aralarında, yine sayfalardayım ben...
Artık barbie oynamıyorum elbet...
No comments:
Post a Comment