Tuesday, August 08, 2006

Gün ışığı, odam, ben

Balkonumun ahşap siyah kocaman bir kapısı var. Kapının ardında da kilit kısmının bozulduğu gün tepeme ineceğini sandığım panjurum. Açıldığında "ah! şimdi düşecek" hissiyatını verdiği için sürekli kapalı tutuyorum. Az yukarı çekiyorum ipinden ki delik delik ışık sızsın içeriye. Özellikle sabah saatlerinde güneş bin bir eziyetle o minik deliklerden içeri süzülmeye çalışıyor. Tavandan tabana duvarı da ortalayan geniş kapım; ahşap çerçeveli küçük kare bölmelerle ayrılmış camlı kapım... Önünde krem rengi eskilerden kalma uçlarına doğru ince basit delikli çiçek desenleri olan dantel perdem yere kadar uzanmakta. İki yanından lacivert perdeler salınıyor bir de. Bölmelerin cam kısımlarının ve perdelerin izin verdiği kadar sızıyor günün ince ışıkları odaya.
Semaya özendiğimden mi denize özendiğimden mi bilinmez taşındığımız sene maviye boyandı duvarlar. Masum mavi, bebek mavi, derin mavi... Nasıl tanımlanır tonu kestiremedim. Mobilyalar kayın... Halı da mavili. Şöyle bir değiyor her bir ışık doğrusu yolunun düştüğü yere.
Benim günüm böyle aydın oluyor her sabah. Gün ışığı güneş batana kadar böyle giriyor odama. Doğarken kırmızısını, pembesini, turuncusunu, sarısını... Batarken de uzak renklerinin gölgelenen tonlarını yakalıyorum odamdan.
Sadece günün değil benliğimin de renklerini yakalıyorum odamın ambiyansıyla...

No comments: